13 Haziran 2012 Çarşamba

Münafıkların Özellikleri: 1

Münafıkların Özellikleri: 1

SOHBET 1 - 20 TEMMUZ 2010 HARUNYAHYA.TV

ADNAN OKTAR: Münafıklardan anlattım, münafıklar böyle asit dökülmüş solucan gibi kıvranmaya başladılar geçen günler. O sahtekarları çok iyi tarif ettik maşaAllah… Münafık, yemek yemek, uyumak, eve sığınmak, çıkar peşindedir, başka bir şey aramaz. Ama Allah’ın olma ihtimaline göre de -(haşa) onun kafasına göre- korkar. Onun için Müslümanların da dinsiz olmasını ister ki kurtulsun, o baskıdan kurtulsun, yani iman baskısından kurtulsun, çünkü vicdanı rahat değildir münafığın. ”Ya Allah varsa” kafasındadır, daralır. Müslümanları da dağıtıp böyle vesveseye düşürmek için uğraşırlar. Böyle köpek nasıl kulübesine meraklı ise, münafık da eve meraklıdır. Hemen gitsin, kuyruğunu bir soksun. Yesin, içsin. Annesini, babasını, ailesini sevdiğinden değil de onları bir çıkar makinesi olarak görür. Çünkü anası yemek pişirir, dedesi onu besler, bilmem işte şu başka ihtiyacını karşılar. Onları bir menfaat makinesi gibi görür, yani sevdiğinden değil. Normalde nefret eder münafık. Sen aç münafık ayetlerini, biraz da oradan anlatalım. Oku bir ayet, ben şerh edeyim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Gizli toplantıların fısıldaşmalarından’ (kulis) men edilip sonra men edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber’e isyanı(aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun?” (Mücadele Suresi, 8)
ADNAN OKTAR: Tamam şimdi orada dur. Ne anladın ayetten?
OKTAR BABUNA: Men edildikleri şeye dönenleri, yani günaha düşmanlık ve Peygamber (sav)’e isyanı.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, münafıkların özelliğidir, çok haince gizli toplantılar yaparlar. Sezdirmezler, Müslümanların haberi olmaz. O köpek gibi böyle uyuz köpek, kuduz köpek nasıl böyle duvar diplerinden falan gider bulur münafıkları. Ve Müslümanlar hakkında bilgi verir ve konuşur. “Ne yapalım, nasıl çökertelim, nasıl durduralım?” diye bilgi alış-verişinde bulunurlar. Kuran buna işaret ediyor, işte anlattığı budur.

OKTAR BABUNA: “Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah’ın selamladığı biçimde selamlıyorlar.” (Mücadele Suresi, 8)
ADNAN OKTAR: Çok hain olurlar. “Ben kitap dağıtıyorum, İslam’ı yayıyorum” der. İslam’dan, dinden bahseder ki sen şüphe etmeyesin, rahat olasın, anlatabildim mi?  O bir örtülemedir. “Esselamünaleyküm” der, mesela gelir, “ben Müslümanım elhamdülillah.” Kim ise artık orada, saygı gösterir sezilmemesi için. Resulullah (sav)’in yanına geldiklerinde de hürmet ile eğiliyorlar, ama çok hain. Onun hakkında bilgi edinmek, Resulullah (sav) hakkında, sahabeler hakkında bilgi edinmek ve onu küfre bildirmek kastıyla geliyorlar.
OKTAR BABUNA: “Ve kendi kendilerine: ‘Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya.’ derler.” (Mücadele Suresi, 8)
ADNAN OKTAR: Şimdi münafığın ölçüsü odur. Yani “eğer münafıklık yapıyorsam, yani hakikaten (haşa) Allah varsa” der onlar -Allah var da, o kelime anlaşılması için. Fakat onun mantığına göre, (haşa) eğer Allah varsa mantığındadır, o zaman belasını vermesi gerektiğini düşünür. Bela da gelmediğine göre, onun mantığına göre, demek ki “Allah yok” der (haşa). Çünkü “hemen belamı vermesi gerekir” diyor. Halbuki Allah onu bekletiyor. O ahmak, o belanın kıyaslanmayacak derecede şiddetli ve sonsuza kadar olanının içine girecek. O ahmak küçük bir şey bekliyor, ufak küçücük bir şey. Ya kafasına bir odun çarpacak, ya kanser olacak. Kanser onun için ne ki, onun için böyle sürünmek ne ki? Onlar hiçbir şey. Bakın sonsuza kadar gayya kuyusunun en derinliğinde, en şiddetli azap ile sonsuza kadar çıkamıyor, sonsuza kadar. Allah onun için, “özel müsaade ediyorum” diyor Allah. “Sakın şaşırmayın” diyor Allah, Müslümanlara söylüyor. “Benim onlara mühlet vermeme, imkan tanımama sakın şaşırmayın” diyor. O ahmak girer orada, pis boğazını doyurur, pis pis oralara gider sığınır, yer, içer, yatar, Müslümanların haberlerini uzaktan izler. Bir de Müslümana ne kötülük yapabilir? Çok da korkar Müslümanlardan yalnız münafık, bir de öyle bir özelliği vardır. Çünkü Müslümanların ahiretteki intikamı, Allah’ın dilemesi ile pek şediddir değil mi? Çünkü Allah’a, şikayetçi olacaklar ve alınacak intikam da pek şedid olacaktır. Onun için çok korkarlar.
OKTAR BABUNA: “Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir.” (Mücadele Suresi, 8)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak dediğimin açıklaması işte. Ne zaman oluyor biliyor musun? Mesela sığınıyor, diyor ki: “Beni falanca kurtarır, dedem kurtarır, babam kurtarır.” Senin deden iki on sene sonra, münafıklık yapan deden ölecek değil mi? Ayağını titretecek, atıp kuyunun içerisine koyacaklar. Sen yine ortada kalacaksın. Sen de arkasından öleceksin, ayağını titreteceksin. Seni de 2 metrelik kuyunun içine koyacaklar, sonra Allah’ın huzuruna geleceksin, münafık takımı ile birlikte. Allah, “orada yedin içtin, kısa bir süre imkanlar kazandın, şimdi ne yapacaksın?” diyecek. Mesela farz edelim, tabii Cenab-ı Allah’ın sorgulamasını ben bilmem. Yapacağı hiçbir şey yok. Sonsuz azabın ne olduğunu bilmiyorlar, onu görecekler. Mesela yüz milyon sene geçecek, bitmiyor. Dört trilyon sene geçiyor, bitmiyor. Yüz trilyon sene geçiyor, bitmiyor. Binlerce kere, milyonlarca kere pişman olacaklar. Bak diyor ki Allah; “onulmaz hasretlerle acı çekecekler”, onulmaz hasretlerle. Allah’ı anlamıyorlar. Allah’ı zannediyorlar ki (haşa) yaşlı bir dede, kendisi ağlar zırlar, Allah da onları affeder zannediyorlar. Allah affeder ayrı, Allah’ın affediciliği vardır. Fakat münafıklar için değildir bu. Münafık olarak öldüyse, yandı o. Öyle ağlamak, zırlamak, sahtekarlık falan hiçbir şekilde kurtulamaz. “Allah yapmaz” diyor. Yapar mı, yapmaz mı göreceksin sen. İnşaAllah. Allah’ın intikam sahibi olduğunu göreceksin. Bir kere canınızı alıyor, bütün insanların canını alıyor. Alıyor mu, almıyor mu? Alıyor. “Allah yapmaz” diyor, yapıyor görüyorsun değil mi? Mümin ise canı ferahlık ve neşe içinde alınır, sevinçle. Bak Peygamberimiz (sav) göğe bakıyor nur yüzüyle, “Refik-i Ala’ya” diyor. Yani Yüce Dost’a, aşkla ölüyor, aşkla ruhunu teslim ediyor. Ebu Cehil köpek gibi debelenerek, böğüre böğüre öldü. Pis canını cehenneme teslim etti inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Sizinle birlikte çıksalardı, size ‘kötülük ve zarardan’ başka hiçbir şey ilave etmez…”(Tevbe Suresi, 47)
ADNAN OKTAR: Bunlar sadece pisliktir. Bir kere korkak ve aşağılık oldukları için bir işe yaramaz. Din ahlakını yaymaz, güzel ahlak göstermez, oyun oynar, sadece Müslümanlardan menfaatlenmeye çalışır. O da onun içine koyar, bayağı ağır gelir. Hep ölüm korkusu içerisindedir münafık, hiç rahat yaşayamaz. Tam, klasik baş belasıdır, gittiğinde Müslümanlar ferahlarlar. Ama gidince de uyuz köpek gibi orada ürür, rahat durmaz, illaki bir şey yapar. Bir de özgür olduğunu zanneder avanak, halbuki münafık kaderinde olanı yapacaktır, başkasını yapamaz. O özgürce kötülük yapabileceğini düşünür. Mesela iki, dört, üç, beş, kaç tane ise yapacağı hepsi bellidir kaderinde, sadece onu yapabilir, altıyı yapamaz, istese de yapamıyor. O üç beşi var ya, olduğu gibi Müslümanlara sevap olarak gelenlerdir. Münafık olmazsa, Müslüman çok az sevap alır. Münafık, sevap makinesi gibidir böyle, yağmur gibi sevap üretir Müslümanlara. Muazzam sevap kazandırır. Kafir de çok sevap getirir Müslümana, onun görevi odur, Müslümana sevap getirmek. Ama münafık, mesela o milimleyse Müslümanın normalde sevabı, o kilometre hesabı ile getirir. Münafığın çok daha fazladır getirdiği sevap. Aldığı günah, kafirin aldığı günahla kıyas olmaz, çok çok daha fazladır. Çok aşağılık bir mahluktur münafık. Peygamberimiz (sav)’in devrinin münafıkları vardır, onlar çok korkunç azılılardı. Hz. Mehdi (as) devrinin, Hz. Mehdi (as) cemaatinin de münafıkları vardır. Mehdiyetin bereketidir onlar, Mehdiyeti göğe çıkarıyorlar. Münafıklar olmasaydı, Mehdiyet dar kalırdı. Muazzam güç verir. Küfür, Darwinizm, materyalizm Mehdiyeti göğe çıkartır. Ama münafıklık, göğün de üstüne çıkartır, acayip gücü vardır münafıklığın. Yani Müslümanları sevaba götürme, cennetini parlatma gücü vardır. Onları cennete ittikçe, kendilerini cehenneme iterler münafıklar, orantılı olarak. Yani onları ne kadar cennete iterlerse, o kadar da kendilerini onlar cehenneme iterler. Onun için, Müslümanlar için çok büyük bir hayır ve berekettir münafık, büyük bir ihtiyaçtır, yani kan gibi. Özel yaratılır münafık, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Ve aranıza fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara ‘haber taşıyanlar’ vardır. Allah, zulmedenleri bilir.”(Tevbe Suresi, 47)
ADNAN OKTAR: Haber taşıyanlar, işte onların yaptıkları bu. Haber taşıyınca, kötülük yaptığını zannediyor akılsız. Halbuki onunla Müslümanları güçlendiriyor ve taşıdığı haber onların başına bela olur. Taşıdığı haberle tuzak kuracak ya, o tuzağa kendi düşer, onların kendileri düşerler. Özel bir sistem vardır, bilemezler onu. Münafığın ana özelliği, Allah’a inanamadığı için özgür hareket ettiğini zannetmesi. Onun için zaten münafıklık yapar münafık. Yani Müslümanların kader içinde hareket ettiğine inanmaz o. Onların o inancına şaşırır o. Zaten kendini üstte görmesinin sebebi odur. Kendini büyük görür münafık, daha üstte görür.
OKTAR BABUNA: “Allah, zulmedenleri bilir.” (Tevbe Suresi, 47) “İnsanlardan öyleleri vardır ki: ‘Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir daha oku ayeti.
OKTAR BABUNA: “İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar.”
ADNAN OKTAR: Kendi kafasına göre, o avanak kafasına göre, evet.
OKTAR BABUNA: “Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.”
ADNAN OKTAR: “Kalplerinde hastalık vardır.” Zaten komple psikopat oluyorlar, cins mahluklar. Ama münafığa ihtiyaç, ekmeğe, suya ihtiyaçtan daha şiddetlidir Müslüman için. Allah’a müthiş yaklaştırır. Darwinizm, materyalizm yok, kafirler de yok, münafıklar da yok. Hz. Mehdi (as) çıktı diyelim, ne oluyor? Yüz trilyon sevap alacaksa, on sevap alır. Yüz trilyon nerede, on nerede? İhtiyaç mıymış?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Devam et.
OKTAR BABUNA: “Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah’ın, O’nun Resûlü’nün ve mü’minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.” (Münafikun Suresi, 8)
ADNAN OKTAR: Niye bilmiyor? Akılsız olduklarından, kafa çalışmıyor. Onlar kendilerini çok uyanık zannederler. Müslümanların boş işle uğraştığını düşünürler. Gece, gündüz uğraşıyorlar, işte tebliğ yapıyorlar, infak ediyorlar, bir aradalar. “Kardeşim istikbalini düşün, evlen, işine gücüne bak, iş yeri aç. Kendini ne oturup böyle dine kaptırıyorsun” der münafık. “Bak ben ne güzel işte bahçelerde geziyorum, eğleniyorum.” Sen gez, eğlen. Böyle iki metrelik kuyunun dibine geldiğinde, üstün senin tamamıyla bir örtüldüğünde, sana “gel” diyecekler değil mi? Sen o kısmı bir gör bakalım. Orada sen bayağı bir şenlik göreceksin. Müslümanlar açısından şenlik, Allah “şölen” diyor zaten, onlar için de şölen diyor, bela şöleni. Müslümanlar için de kalp ferahlığı şölenidir inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Allah’ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar, oturup kalmalarına sevindiler.” (Tevbe Suresi, 81)
ADNAN OKTAR: Bak, “oturup kalmalarına”, bunlar çok meraklıdırlar oturmaya. Ev, eve çok meraklı, ev olacak, yiyecek, içecek, yatacak, gezecek, yine yiyecek, içecek, yatacak, gezecek. Derdi budur, ölmek de istemez. Mümkün mertebe uzun yaşamak ister. Tabii ki Müslüman da uzun yaşayıp Allah’ın dinini yaymak ister, ama o dünyaya bağlı olduğu için, ahirete de inanmadığı için ödü kopar ölümden, hiç istemez. Ama ev, in, herhangi bir in bir münafık için çok önemlidir, yeter ki Müslümanlardan uzak olsun. Riskli görür Müslümanları, tehlikeli görür. Uzaktan haber alma onun için çok önemlidir. Halbuki sen en büyük tehlikeye giriyorsun, cehenneme gidiyorsun sen, değil mi? Adım adım cehenneme gidiyorsun sen. Cehennemin kapısında nöbet bekliyor, haberi yok.Çok akıllı hareket ettiğini zanneder. Her münafık süper uyanık olduğu kanaatindedir. Onları bir konuştursan acayip bilmiştir.
Mesela Peygamber Efendimiz (sav) zamanının, Dırar mescidinin münafıklarını bir araya getirsen züppelik, ukalalık, münasebetsizlik, dangalaklık hepsinin üzerindedir. Bakın ahmaklara, Peygamber (sav)’den ayrı mescid kuruyor. Bak, münasebetsizliğe cesarete bak. “Gelin” diyorlar, “Peygamber (sav)’in kurduğu mescide ne gerek var? Bizim mescide gelin orada namaz kılın,” diyorlar. “Orası o kadar iyi değil”, diyorlar. “Oradaki konuşulanlar da o kadar iyi değil,” diyorlar. “Peygamberin anlattıklarından daha güzel şeyler biz anlatıyoruz, bizim yanımıza gelin,” diyorlar. Kardeşim şimdi bu adamlara ne denir? Ben o devirde olacaktım, ben o Dırar mescidinin orada olacaktım… Bakın, cesarete bakın. Peygamber (sav) sohbet ediyor. O güzeller güzeli, dünyanın nuru sohbet ediyor. Adam çıkıyor, çıkanı siper ediyor. Münafık ahmaklığına bak. Sezdirmediğini zannediyor. Münafık hep öyle gizli işler yaptığını zanneder ve fark edilmediğini zanneder. Halbuki Müslüman onu görür zaten. Münafık sezilir yalnız, o yanlış anlaşılmasın. Münafık hiç bilinmez değil. Net teşhis koyamazsın. Yoksa münafığın alameti vardır. Bağırır münafık, böyle kaynar. Adam böyle katran gibi kaynar. Belli olmaz diye bir şey yok, belli olur. Ama teşhis koyma imkanımız olmaz. Sen münafıksın arkadaş, diyemeyiz. Yoksa korkaklığından, hainliğinden, sinsi işlerinden, Allah’ı anmamasından, çekingen tavrından, Müslümanlara bir harcama yapmaktan çekinmesinden… sayarız da sayarız. Her yerinden anlaşılır.
OKTAR BABUNA: “Ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele etmeyi çirkin görerek: “Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın” dediler.” (Tevbe Suresi, 81)
ADNAN OKTAR: ”Bu sıcakta”, bak akıldaneliği görüyor musun, züppeliği görüyor musun? Bakın, “bu sıcakta”, güya onların sağlığını koruyor. Niye yapıyorsun arkadaş dediğinde, “senin sağlığını koruyorum, sıcak hava” diyecek. Sanki oradakiler bilmiyor, sanki haşa Peygamber (sav) bilmiyor, (haşa) Allah akılsızlar biliyor. Ya aileyi koruma adına, ya sağlığı koruma, ya dini koruma adına böyle ahlaksızlık yapar bunlar. Çok münasebetsiz deliller kullanırlar. Peygamber (sav) bilmiyor mu sıcak olduğunu, tamam sıcak hava doğru. Ama çocukları, kadınları, yaşlıları yok edecek bir sistem var. Şehit edecekler, ırzına, namusuna saldıracaklar. Şimdi sıcak mı önemli, onların can güvenliği mi önemli, değil mi? Ama o akılsıza göre sıcak daha önemli. Ve bunu bir keşif yapmış gibi, yeni bir buluş bulmuş gibi anlatıyor. Sanki onu bilmiyor Müslümanlar. Çok züppe bir ukalalık anlayışı vardır… Münafığa karşı nefret, iman alametidir. Kahredici bir nefret olacak Müslümanın kalbinde. Bu nefretimizi biz İslam ahlakını yayarak, Kuran ahlakını dünyaya hakim ederek, Türk İslam Birliği’ni oluşturarak, bilimi geliştirerek, sanatı geliştirerek yapacağız ki, münafığın kalbi paramparça olsun ızdıraptan. Müslümanın zaferi münafığı perişan eder.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder