SOHBET 2 - 30 TEMMUZ 2010 HARUNYAHYA.TV
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlarlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır.” (Bakara Suresi, 8-10)ADNAN OKTAR: Şimdi, bir şuurunda değiller, yani akli dengelerinde bir bozukluk var. “Şuurunda değiller” diyor, deli olduğu anlaşılıyor. Deli derken; beyinde bir boyut bozukluğu var, yani kavrama bozukluğu var, hasta beyni. Zaten Allah ne diyor; “hastalık vardır” diyor değil mi, “Allah hastalıklarını da artırmıştır” diyor. Şuurda bozukluk var, muhakeme ve yargıda yani değerlendirmede bozukluk var, dengesizler. Kuran buna dikkat çekiyor. Yani berrak bir zihne, berrak bir akla sahip değiller. Şeytani, fasit, hasta, açmaz bir kafa içerisindeler.
OKTAR BABUNA: “Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır.”
ADNAN OKTAR: Münafığın özelliği zaten yalan söylemek.
OKTAR BABUNA: ”Münafıklar sana geldikleri zaman: “Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah’ın elçisisin” dediler. Allah da bilir ki sen elbette O’nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.” (Münafikun Suresi, 1)
ADNAN OKTAR: Yani Peygamber olmadığına… Mesela Hz. Mehdi (as)’ın da karşısında, ona Mehdi olduğunu ima edecekler, fakat kalben müthiş nefret ettiği için kendi başlarına olduklarında tam tersini söyleyecekler. Onların Müslümanların yanında yaptıkları açıklamalar, konuşmalar hepsi usulen olan konuşmalardır. Gerçeğinde son derece sahtekar ve deli tıynetli oluyorlar, dengesiz oluyorlar.
OKTAR BABUNA: “Allah’ın ayetleri size okunuyorken ve O’nun elçisi içinizdeyken nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz?..” (Al-i İmran Suresi, 101)
“… Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah’a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu.” (Muhammed Suresi, 21)
ADNAN OKTAR: Münafık çok korkak olur, çok aşağılık. Nerede kolaylık varsa, nerede yiyecek varsa pislik böceği gibi o oraya gider. Mesela pislik böceği sıcağı sevmez, kaçar. Hep leşin yanına gider. Ama o leş kokusu ve leş yiyeceği onları mahveder. Adım adım çürürler. Münafığın münafıkla beraber yaşaması, kaderde Allah’ın yarattığı bir özelliktir. Fakat ikisi birbirini yakan bir sistemdir; münafık münafığı yakar, kavurur. Münafığın yüzüne baktıkça o onu yakar, o onu yakar. Birbirini ezip çürüten, çökerten, yaşlandıran, berbat eden mahlukattır münafıklar. Ama birbirinden de ayrılamaz onlar, kavim olarak yaşarlar. Mesela pislik böceği pislikten ayrılamaz. Onu yuvarlar muvarlar falan, alır yuvasına götürür beraber olur, ayrılamaz. Mesela uyuz sırtlanların üstünde yaşayan uyuz bitleri vardır. Bittir o, gider yapışır, kene gibi onu emerek onunla yaşar. Temiz bir yerde yaşayamaz o. Güzel bir yerde yaşayamaz, ölür. İllaki uyuz köpek olacak, uyuz sırtlan olacak. Hasta olacak üstelik, hem uyuz hem hasta. Pislik olacak yani. Onun pisliğinin üstünde yaşayabilir.
OKTAR BABUNA: “Allah’a and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir…” (Tevbe Suresi, 74)
ADNAN OKTAR: Haşa, münafıklarda hep Allah’tan büyük olma hissi vardır. Peygamber (sav)’den daha büyük olduklarını, mesela Hz. Mehdi (as)’dan daha büyük, Peygamber (sav)’den daha büyük, hatta haşa Allah’tan da daha büyük olduklarını düşünürler. Gizli dünyalarında münafıklar Allah’tan haşa nefret ederler, öfke duyarlar. Peygamber (sav)’e karşı da içlerinde nefret ve öfke vardır, haşa. Ama bunu sezdirmemeye çalışırlar. Çok bilmiş, ukala, üst perdeden bir havaları vardır. Allah akıllarını almıştır. Ayetin son kısmını oku.
OKTAR BABUNA: “… Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir…”
ADNAN OKTAR: İşte o büyüklük hissi, Allah’tan daha büyük olma hissi içerisinde oluyorlar. Ve küfre düşmüş oluyorlar. Şirk, müşrik ruhu çok önemlidir münafıklarda. Mesela Kuran’ı yetersiz sayar. Peygamber (sav)’in açıklamalarını yetersiz sayar. O kendi kafasına göre hareket etmek ister. Kuran’a karşı içinde bir nefret vardır münafığın. Hep Kuran’ın dışında bir şeyler arar. Kuran onu yakar, münafığı. Kuran’dan uzaktır. Bakar, Kuran’da kendi işine gelen bir şey olmadı mı, hemen müşriklerin izahlarından bir şey bulmaya çalışır. Diyor ya ayette, “ne sizdendirler ne onlardandırlar.” Biraz müşriklerden biraz Kuran’dan alır ve karmakarışık bir dünyası vardır. Karmakarışık derken Kuran’ı tenzih ederim, müşriklerden alınan düşünceler karmakarışıktır. Kabus gibi yaşarlar. Resulullah (sav)’in sünnetine karşı da içlerinde bir öfke vardır.
OKTAR BABUNA: “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur…” (Nur Suresi, 11)
ADNAN OKTAR: Münafıklar daima Müslümanların içerisinden çıkarlar. Ve bütün işleri yalan ve dolandır. Ama kendisini dürüst gibi göstermeye çalışır, münafığın özelliğidir. Kendisinin dürüst olduğu propagandası yapar. Fakat sıfır numara sahtekardır.
OKTAR BABUNA: “Kendilerine: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz” derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.” (Bakara Suresi, 11-12)
ADNAN OKTAR: Müslümanları fesatçılıkla, ifsatla, fitneyle suçluyorlar. Ama Allah diyor ki asıl fesatçı, fitneci onlardır, ama şuurunda değiller. Kuran buna işaret ediyor. Münafığa sorduğunda “ne yapıyorsun böyle?” dediğinde, “fitne, fesat var Müslümanların orada, ben onu düzeltmeye çalışıyorum” diyor. “Fitneyi, fesadı da düzeltemediğim için mecburen gidiyorum, ayrı bir mescid edinmek durumundayım” diyor. Mescidi de neyin üzerine kuruyor; uyuz köpeklerin üstüne, uyuz sırtlanların üstüne. Onlara bit gibi yapışıp orada yaşıyor. Mescit değil o, şeytanın kulübesini kuruyor oraya. Şeytanın sığınağına girmiş oluyor.
OKTAR BABUNA: “… ‘Kuvvet ve onuru (izzeti)’ onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, ‘bütün kuvvet ve onur,’ Allah’ındır.” (Nisa Suresi, 139)
ADNAN OKTAR: Münafıklar kafirlere, münafıklara sığınırlar. Onların mesela bir unvanı varsa, onlar için o çok heyecan vericidir. Herhangi bir dünyevi unvan. Onunla büyüyeceğini zanneder münafık. Münafık için dünyevi unvan çok önemlidir, heyecan duyar. Kendi kendilerine öyle bir soy bağı kurarlar. Onlarla kendi kendilerine övünmeye kalkarlar. Ama en ziyade beslenme, onların yanında uyuz bit gibi, uyuza dadanmış uyuz biti gibi yapışır oradan kan emerler, sürekli. Yaşadıkları odur. Ama o sırtlan kanı da onlara zehir etkisi yapar; çökertir, hasta yapar, berbatlaştırır, kirlendirir. Dikkat edilirse, münafıkların yüzüne bir zillet çöker, gittikçe pislikleşirler. Ve uyuz köpek sürüsü gibi de birbirlerinden ayrılamazlar. Hayrettir, mesela çok acayip. Münafığın normalde gidip kafirlerle yaşaması gerekir, değil mi, direkt müşriklere. Yapamıyor, illaki münafık arıyor. Mesela köpek de öyle gidip başka bir varlıkla mesela kurtla yaşamaz, illaki köpek olacak. Sırtlan illaki sırtlanlarla yaşar. Bunlar da ayrılamaz, bir mucizedir bu, Allah’ın hikmeti. Her biri ayrı bir enaniyet ve azametle birbirinin pisliğini, birbirinin yakıcı ışığını seyrederek yaşarlar ve birbirlerini çökertirler. Birbirlerini cehenneme doğru çekerler; bunlar zincirle bağlanmış ekiptir zaten. Cehenneme sevk edilmeye hazırdır. Dünyada da birlikteler, cehennemde de birlikte beraber oluyorlar.
OKTAR BABUNA: “Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün…” (Maide Suresi, 80)
ADNAN OKTAR: Müslümanlar baktı mı bunu görürler. Ama dostluk, çıkara dayalı dostluktur. Tekrar söylüyorum, uyuz sırtlanın üstünde bit ne için olur? Sırtlanı sevdiğinden mi? Kanını emiyor onun, pisliğini yiyor, onun için. Onun için ayrılamaz. Ama oradan da ahkam keser, bit ahkamı. Uyuz köpeğin iyiliğinden, güzelliğinden bahseder. “Niye gelmiyorsunuz” diyor Müslümanlara, “uyuz köpek var burada” diyor, “kanını emmeye gelin”. Tiksiniyor, iğreniyor da onun için yanaşmıyor Müslüman. Allah haram kılmış da onun için yanaşmıyor. Pislikten Müslüman iğrenir, tiksinir değil mi, kanı iliği çekilir, görmeye tahammülü yok Müslümanın. Müslüman nuru arar, güzelliği arar, estetiği, temizliği arar. Orada ruhu ferahlar. Pislik içinde yaşayamaz.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar (hiç) bir mü’mine karşı ne ‘akrabalık bağlarını’, ne de ‘sözleşme hükümlerini’ gözetip tanırlar…”(Tevbe Suresi, 10)
ADNAN OKTAR: Münafık akrabalık bağlarını çıkar olduğunda kabul eder. Mesela uyuz köpeği akrabası olarak kabul eder, gerçek mümini akraba olarak kabul etmez. Kuran buna işaret ediyor. İmandan kaynaklanan akrabalık bağını kabul etmez münafık. Çıkardan kaynaklanan bağı kabul eder. Ona göredir, nerede çıkar varsa münafık oradadır. Nerede risk yok, oradadır. Çünkü uyuz köpeğin derisinde risk bulmaz bit, rahat yaşar kendi kafasınca. Zehirlenir, farkına varmaz ama. Cehenneme adım adım yaklaşır, farkına varmaz. Akrabalık bağı onun için çıkardır. Çıkarı olan akraba onun için akrabadır. İmandan kaynaklanan akrabalık bağı onu ilgilendirmez, münafığı ilgilendirmez. Ama münafıklar zaten akrabalık bağını Peygamber (sav)’e karşı koz olarak kullanıyorlar. Peygamber (sav)’in aileye karşı olduğunu, akrabalık bağına karşı olduğunu ve aileyi korumadığını iddia ederek haşa Peygamber (sav)’e akıl vermeye kalkıyorlar. Diyorlar ki “evimiz açık, çoluğumuz çocuğumuz, annemiz, babamız bizi bekliyor. Sen de bizi savaşa teşvik ediyorsun, ailemizden ayrı olmaya teşvik ediyorsun, cehd etmeye teşvik ediyorsun. Senin yanında durmamızı istiyorsun ama ailemiz orada açık” diyorlar. “Biz onun için onların yanına gidiyoruz, sen git Müslümanlarla savaş” diyor. “Cehd et, biz ailemizle yiyecek içecekten istifade ederek, rahatımıza bakarak, yan gelip yatarak öyle yaşamak istiyoruz” diyorlar. “Sen aileyi korumuyorsun” diyorlar Peygamber (sav)’e. “Ama bak bizim evimiz açık” diyorlar. Ayet var. “Biz ailemizi korumaya gidiyoruz şu an, bize müsaade” diyorlar. “Aile elden gidiyor” diyor. “Sen dini kurtarmanın peşindesin” diyorlar, “İslam’ı yaşatmanın peşindesin. Biz de aileyi kurtarmanın peşindeyiz” diyorlar. “Ayrı düşünüyoruz” diyorlar. “Sen onu düşünemiyorsun” diyorlar Resullulah (sav)’e, haşa. Böyle akılsızdır münafıklar. Allah’ın dinini kurtarmak esastır. Müslüman aleminin ailesini, dünya ailesini kurtarmak esastır. Uyuz köpekleri, uyuz sırtlanları kurtarmak esas değildir, münafıkları kurtarmak esas değildir. Biz küfre tebliğ yaparız. Ama münafık Müslümanlara, İslam’a savaş açtıysa gidip onun kanıyla, bitiyle beslenmez Müslüman. Tiksinir.
OKTAR BABUNA: “… Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.” (Tevbe Suresi, 107)
ADNAN OKTAR: Açıktır tabii ki yalan söyledikleri.
OKTAR BABUNA: “İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah’ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır.” (Bakara Suresi, 204)
ADNAN OKTAR: Münafık çok haindir, tabi, çok azılı düşmandır. Sezdirmemeye çalışır, kendini çok dürüst göstermeye çalışır, dindar göstermeye çalışır. Etkilemeye çalışır; kendi gibi başkasını da münafık yapacak ki ilerideki Allah’ın intikamından kurtulabilsin. En korktuğu şey münafığın İslam ahlakının hakim olmasıdır. Bir an önce Müslümanların dağılmasını ister. Hz. Mehdi (as)’a karşı olan öfkenin nefretin kökeninde de bu vardır. Halbuki Hz. Mehdi (as) şefkatli bir insan. Allah intikam alacak asıl. Ama aşağılanmaktan korktukları için Hz. Mehdi (as)’ı yalancı çıkartmaya kalkacaklar. Ve Hz. Mehdi (as)’ın cemaatini dağıtmaya çalışacaklardır. Bu dağıtma işlemi içerisinde bazı aklı zayıflar bunlara inandığı için, hep sayısı küçüktür Hz. Mehdi (as) cemaatinin 300-313, Peygamberimiz (sav) söylüyor. İnanan zayıflar da olacaktır. Münafıklar hep “gel bana” diye çağırırlar, ayet var. “Bize katılın” diye haber gönderiyorlar sürekli. Aklı zayıf olanları etkileyebiliyorlar ama münafık bit temizleyicisidir. “Burada uyuz bir köpek var” diyor, beslendiğini söylüyor. “Bit var mı?” diyor, “köpek biti” diyor, “uçsun gelsin kanını emeceğiz” diyor. Bit oldu mu haberi alıyor, o hemen gider uçar oraya. Müslümanlar böylece bir pislikten kurtulmuş olur. Yani münafık bit temizleyicidir; kendine yanına çağırır. Müslümanlar da böylece arınmış temizlenmiş olurlar, Müslümanların üzerinde kir kalmaz.
OKTAR BABUNA: “… Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün…” (Ahzab Suresi, 19)
ADNAN OKTAR: Münafıkların bakışında bir anormallik vardır. Şeyh Nazım çok güzel bilir münafığın bakışını. Anlar o, bakar bakmaz anlar. Mürşitler de anlar, Hz. Mehdi (as) da anlar. Büyükler anlarlar münafığın bakışındaki bozukluğu. Hasta olurlar onlar. Bir mucizedir, bakışta bozukluk olur. Ayeti bir daha baştan oku sen.
OKTAR BABUNA: “… Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün…”
ADNAN OKTAR: Buna çok ehemmiyetle Kuran dikkat çekiyor. Çok aşağılık bir korku içerisindedir münafıklar. Hep bir mağara, bir sığınacak yer ararlar diyor Allah ayette. Onların hep bir ölüm korkusu ve rahatlarının gitme korkusu vardır. Ya yiyeceğim giderse, ya ölüm gelirse, ya yaralanırsam, ya bir şey olursa korkusundan dolayı hep böyle kendince emin gördükleri bir sığınak ararlar. Ve bir ine sığınırlar, böyle vahşi hayvanların ine sığınması gibi. Orada kendini emin görür, orada yiyeceğini içeceğini sağlamaya çalışır. O pis karakterinden dolayı da etrafında da yine çoğalmalarını ister diğer münafıkların. Kendini güvende hissetmek için. Çünkü münafığın en büyük korkusu gelecek korkusudur; yani intikam alınmasından çok korkar münafık, hep ondan çekinir. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında da en büyük korkusu oydu münafıkların. Resulullah (sav)’in onlardan intikam almasından çok korkuyorlardı münafıklar. Hep “bize gelin” diyorlardı, Dırar mescidini kurmuşlardı. Peygamber (sav)’in aleyhine konuşuyorlardı, ama yüzüne karşı bir şey demiyorlar yaklaştıklarında. Ama gıyabında haşa Resullullah (sav)’in yanlış yolda olduğunu söylüyorlardı. “Gelin bizim mescidimize” diyorlardı. Ama Allah, hepsini cehennemin ortasına koydu şu an. Cehennemin dibindedir yerleri münafıkların.
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (as)’ın mücadelesiyle ilgili bir hadis var münafıklarla, Hocam, inşaAllah.
“Ümmetimden bir cemaat devamlı olarak Allah’ın emri üzerine düşmanla kahredercesine mücadele edecek. Muhalifleri kendilerine hiçbir zarar veremeyecek. Bu hal kıyamete kadar böyle devam edecek.” (Kıyamet Alametleri)
ADNAN OKTAR: EvelAllah, evelAllah. Hz. Mehdi (as)’ın ömrü uzundur inşaAllah. Talebelerinin de ömrü uzun olacak inşaAllah. Göğüs göğüse bir mücadele olacaktır. Münafıklar, müşrikleri kafirleri arkalarına alıp beraber, ahir zamanın o ünlü şahsı ve şahısları Hz. Mehdi (as)’a karşı vargüçleriyle mücadele edeceklerdir. İstanbul’da bir yobaz zuhur edecektir Hz. Mehdi (as)’a karşı, anti Mehdi. Bir topal vardır o da anti Mehdidir, o da Hz. Mehdi (as)’a karşı mücadele edecektir. Ve başka kişiler de vardır. Fakat kaderlerinde olan görevi yerine getireceklerdir. Ve yenilgi bunların hepsinin kaderindedir. İnşaAllah.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder